ISSN 1303-6637 | e-ISSN 1308-531X
TÜRKİYE AİLE HEKİMLİĞİ DERGİSİ - Türk Aile Hek Derg: 25 (2)
Cilt: 25  Sayı: 2 - 2021
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - III

3.
İçindekiler
Contents

Sayfa VI

4.
Yayın Kuralları
Instructions for Authors

Sayfalar VII - VIII

5.
Editörden
Editorial

Sayfa IX

DERLEME
6.
COVID-19 Pandemisinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Aile Hekimliği Yaklaşımı
Post Traumatic Stress Disorder in the COVID-19 Pandemic: A Family Medicine Approach
Hüseyin Serinçay, Gökçe Mat, Ersin Ülger, Alis Özçakır, Züleyha Alper, Yeşim Uncu
doi: 10.5222/tahd.2021.58066  Sayfalar 37 - 46
Araştırmalar, genel nüfusun 2/3’sinden fazlasının yaşamları boyunca en az bir kez travmaya maruz kalabileceğini göstermektedir.[1] Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), travmatik olaylara maruz kalmanın en yaygın psikopatolojik sonucudur.[2] COVID-19 gibi aşı veya etkili tıbbi tedaviler olmaksızın tanınmayan bir infeksiyon salgını, bireysel ve toplum düzeyinde akut ve kronik etkileri açısından travmatik bir deneyim olarak tanımlanabilir. Bu salgın aile hekimliğinin sağlık sistemindeki merkezi rolünü bir kez daha ortaya koymuştur. Bir yandan aile hekimlerinin toplumun bilgilendirilmesinde aktif rol alması, hastaların triajı ve gerekli durumlarda hastaneye yönlendirilmesi hastaneler ve sağlık sistemi üzerine aşırı yük binmesi ve kaynakların tüketilmesinin önüne geçerken diğer yandan krizde en çok gereksinim duyulan güven duygusunun oluşturulmasında önemli bir görev üstlenmektedirler. Bu makale, travma, TSSB, COVID-19 pandemisinde TSSB ve aile hekimliğinde TSSB yaklaşımı ile ilgili bilgileri özetlemektedir.
Studies show that more than two-thirds of the general population may experience trauma at least once in their lifetime.[1] Post-Traumatic Stress Disorder (PTSD) is the most common psychopathological consequence of exposure to traumatic events.[2] Without a vaccine or effective medical treatments, an unrecognized epidemic of infection such as COVID-19 can be defined as a traumatic experience in terms of acute and chronic effects at the individual and community level. This pandemic has once again demonstrated the central role of family medicine in the health system. On one hand, family physicians taking an active role in informing the society, triage of patients and referral to hospitals, when necessary, prevents excessive burden on hospitals and the health system and consuming resources, on the other hand, they play an important role in creating the most needed sense of trust in the crisis. This article summarizes the information about trauma, PTSD, PTSD in COVID-19 pandemic and PTSD approach in Family Medicine.

ORİJİNAL ARAŞTIRMA
7.
Obezite Merkezi’ne Kayıtlı Hastalarda D Vitamini Düzeyinin Vücut Kitle İndeksi ile
The Relationship of Vitamin D Status with Body Mass Index Among Obese Patients Registered to the Obesity Center
Mahcube Çubukçu, Eda Türe, Bahadır Yazıcıoğlu, Erdinç Yavuz
doi: 10.5222/tahd.2021.42714  Sayfalar 47 - 52
Amaç: Bu çalışmada, obezite merkezimize kayıtlı hastalarımızın vitamin D seviyelerini saptamak ve vücut kitle indeksi (VKİ) ile arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışma Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Obezite Merkezinde yapılmıştır. VKİ>30 kg/m², 18 yaş ve üzeri, 01.12.2018-01.12.2019 tarihleri arasında obezite merkezine kabul edilen toplam 102 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelenmiştir. VKİ 30 ve üzerinde olanlar, 1. derecede obez, 35 ve üstü hastalar 2. derece obez, 40 ve üstü olanlar morbid obez olarak üç gruba ayrılmıştır. Serum 25(OH)D düzeyinin 20 ng/ml altında ise ciddi D vitamini yetersizliği, 20-30 ng/ml ise D vitamini yetersizliği, 30 ng/ml’den fazla ise normal vitamin D düzeyi olarak tanımlanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney-U testi, Pearson ki-kare, Spearman testi kullanıldı. İstatistiksel analiz için SPSS 22.00 paket programı kullanıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 102 hastanın yaş ortalaması 48,82±12,09 yıl idi. Hastaların %62,75’i kadın idi. Kişilerin %24,51’si 1. derece obez, %32,35’i 2. derecede obez, %43,14’ü morbid obez idi. %45,10 hastanın ciddi D vitamin yetersizliği, %38,24 hastanın D vitamini yetersizliği belirlenmiştir. Obezite merkezimize kayıtlı hastalarımızın ortalama serum D vitamini düzeyi 13,26±7,74 ng/ml saptanmıştır. Kişilerin ortalama VKİ 35,26±4,28 kg/m² idi. VKİ arttıkça serum 25(OH)D düzeyleri azalmaktaydı (p=0,032). Yaş ile VKİ arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0,036).
Sonuç: D vitamini yetersizliği obezite merkezimize kayıtlı kişilerde oldukça yaygın olup, serum 25(OH)D düzeyleri, VKİ ile ters orantılı bulunmuştur. Obez hastalar vitamin D düzeyi yönünden değerlendirilmeli ve takip edilmelidir.
Objective: In our study, we aimed to determine vitamin D levels among obese patients registered to Obesity Center and to investigate its relationship with body mass index (BMI).
Methods: The study was conducted in the Obesity Center of Health Sciences University Samsun Training and Research Hospital. Records of 102 patients with BMI> 30 kg/m², 18 years of age and over, admitted to the obesity center between 01.12.2018 and 01.12.2019 were retrospectively analyzed. Serum 25-OH D level<20 ng/ml was accepted as severe insufficiency, 20-30 ng/ml insufficiency, >30 ng/ml proficiency. Mann-Whitney U, Pearson chi-squared and Spearman tests were used in the evaluation of the data. The data were evaluated by the SPSS 22.00 program. p<0.05 was considered significant.
Results: A total of 102 patients participated. The mean age was 48.82±12.09 years. 62.75% of them were female. 24.51% of participants were class 1 obese, 32.35% of participants were class 2 obese, 43.14% of participants were class 3 obese. The prevalance of severe vitamin D insufficiency was 45.10% and insufficiency in 38.24% of the patients. The mean vitamin D levels of the patients registered to the Obesity Center was 13.26±7.74 ng/ml. The mean BMI was 35.26±4.28 kg/m². Serum 25-(OH)D levels were inversely related to BMI. There was a significant relationship between age and BMI (p=0.036).
Conclusion: Vitamin D insufficiency is highly prevalent in obese patients registered to Obesity Center. Serum 25-(OH)D levels were inversely associated with BMI. Obese patients should be evaluated and followed for vitamin D insufficiency.

8.
Erişkin Kişilerin Kolorektal Kanser Risk Faktörleri ve Erken Tanı Yöntemleri Hakkındaki Bilgi, Tutum ve Davranışlarının İncelenmesi
Examining the Knowledge, Attitudes and Behaviors of Adults about Colorectal Cancer Risk Factors and Early Diagnosis Methods
esra sancaktar, Ozge Tuncer
doi: 10.5222/tahd.2021.63825  Sayfalar 53 - 58
Amaç: Bu çalışmada, kişilerin kolorektal kanserin (KRK) risk faktörleri, semptomları ve erken tanı yöntemleri hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirerek farkındalık düzeyini saptamak amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmamız, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Polikliniğine Ocak 2019-Şubat 2019 tarihleri arasında başvuran çalışmaya dâhil olma kriterlerini karşılayan 300 kişiden oluşan hastalar ile yüz yüze anket görüşmesi ile yapıldı. İstatistiksel olarak elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılarak analiz edildi.
Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 51,8±8,66 yıl olup, yaş aralığı 40 ile 70 arasında değişiyordu. Katılımcıların %68,3’ü (205) kadındı. Hastaların öğrenim durumları incelendiğinde, en yüksek oran %33 (99) ile ilköğretim mezunu ardından %28,7 (86) ile üniversite mezunlarından oluşmaktadır. KRK tarama testleri ile ilgili duyumu olanların %66,3’ü (124) sağlık çalışanlarından, %25,7’si (48) akraba ve arkadaşlarından duyduğunu belirtmiştir. Katılımcıların %62,3’ü (187) KRK tarama testlerini duymuştur. Yüzde 96,7’si (290) KRK tarama testlerini gerekli bulurken, katılımcıların %85’i (255) KRK tarama testinin amacının hastalığı erken dönemde yakalamak olduğunu düşünüyordu. Katılımcıların yalnızca %29’u (87) kolorektal kanser tarama testleri hakkında doktor tarafından bilgilendirilmiştir. Katılımcıların yalnızca %25’i (75) KRK tarama testlerinin neler olduğunu tam olarak doğru bilmiştir. Elli yaş ve üzeri bireylerin %39,7’si (60) tarama testi yaptırmıştı. Katılımcılar KRK’nın belirtisini daha sıklıkla dışkılama alışkanlığında değişiklik olarak görmekteyken, en çok bilinen risk faktörü ise ailede KRK öyküsü olmasıdır.
Sonuç: Çalışmamızdaki bireylerin KRK ile ilgili bilgi yetersizliğinin bulunduğunu, 50 yaşın üzerinde önerilen tarama testi yapılma oranının düşük olduğu saptanmıştır. Bu nedenle koruyucu hekimlik anlamında büyük öneme sahip olan aile hekimlerinin hastalarını tarama testleri konusunda daha çok bilgilendirmeleri ve yönlendirmeleri gerekmektedir.
INTRODUCTION: In this study, ıt was aimed to determine the level of awareness by evaluating the knowledge, attitudes and behaviors of people about the risk factors, symptoms and early diagnosis methods of colorectal cancer.
METHODS: The study was conducted with a face-to-face interview with 300 patients who met the inclusion criteria of the study, who applied to the Family Medicine Clinic of İzmir Bozyaka Education and Research Hospital at the University of Health Sciences, between January 2019 and February 2019. Data obtained statistically were analyzed using SPSS (Statistical Package for Social Sciences) program.
RESULTS: The mean age of the participants was 51,8±8,66 years and the age ranged was between 40 to 70 years. 68.3% (205) of the participants were female. When the educational status of the patients is examined, the highest rate is composed of primary school graduates with 33% (99), followed by university graduates with 28.7% (86). 66.3% (124) of those who have heard about colorectal cancer screening test reported that they heard it from health care workers, 25.7%(48) from their relatives and friends. 62.3% (187) of the participants heard about colorectal cancer screening tests. While 96.7% (290) of the participants believed that those tests were necessary, 85% (255) of the participants thought that the aim of the colorectal cancer screening test was to catch the disease at an early stage. Only 29% (87) of the participants were informed by the doctor about colorectal cancer screening tests. Only 25% (75) of the participants knew names of colorectal cancer screening tests correctly. 39.7% (60) of the participants over the age of 50 had a CRC screening test. While the participants considered changes in the habit of defecation as the most frequent sign of CRC, the most known risk factor was the family history of CRC.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study ıt was determined that individuals had a lock of knowledge about CRC and the rate of screening test recommended for those over the age of 50 was low. For this reason, Family Physicians, who are great importance in terms of ptotective medicine should inform and guide their patients more about the screening test.

9.
Aile Hekimlerinin Vertigo Farkındalığının Değerlendirilmesi: Kesitsel Bir Çalışma
Evalution of Family Physician’s Awareness of Vertigo: A Cross-sectional Study
İrfan Kara, Muhammed Gazi Yıldız, Raziye Şule Gümüştakım, Adem Doğaner, Saime Sağıroğlu, Nagihan Bilal, İsrafil Orhan
doi: 10.5222/tahd.2021.35744  Sayfalar 59 - 65
Amaç: Bu çalışmanın amacı, aile hekimlerinin vertigo konusundaki farkındalığını ortaya koymaktır. Vertigo-dizziness ayırıcı tanısı, en sık vertigo yapan hastalıklar ve bu hastalıkların tanısı ve tedavisi ile ilgili aile hekimlerinin yaklaşımlarını ve bilgilerini ortaya koymak ve çıkan sonuçları KBB hekimleri ile karşılaştırmaktır.
Yöntem: Bu çalışma “google forms” açık web adresi üzerinden internet anketi şeklinde yapıldı. Anket 1 yıl üzeri mesleki tecrübesi olan ve aktif olarak çalışan asistan hekimler, uzman hekimler ve öğretim üyeleri ile yapıldı. Katılımcılara sosyodemografik bilgileri, vertigo tanımı, en sık vertigo yapan hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisi ve vertigo konusunda eğitim isteği ilgili olmak üzere toplam 34 soru soruldu.
Bulgular: Ankete 160 KBB hekimi, 192 aile hekimi olmak üzere toplam 352 hekim katıldı. “Vertigo denilince aklınıza gelen ilk hastalık nedir?” sorusuna KBB hekimlerinin %95’i benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), %3’ü Meniere hastalığı yanıtını verirken, aile hekimlerinin %53’ü BPPV, %35’i Meniere hastalığı yanıtını verdi. Vertigo yakınması ile başvuran hastalardan KBB hekimlerinin %31’i, aile hekimlerinin %63’ü genellikle kan tahlili istediğini belirtti. “BPPV’nin temel tedavisi nedir?” sorusuna KBB hekimlerinin %96’sı, aile hekimlerinin ise %71’i repozisyon manevraları yanıtını verdi. BPPV’li hastalarda repozisyon manevralarını uygulama oranları ise KBB hekimlerinde %97 iken, aile hekimlerinde bu oran %29 idi.
Sonuç: Bu çalışmadan çıkarılan en önemli sonuç, ankete katılan aile hekimlerin vertigo ve dizziness ayrımında ve periferik vertigo yapan hastalıklar konusunda bazı temel noktalarda daha çok bilgiye gereksinimleri olduğudur. Bu noktada aile hekimlerine yönelik vertigo konusunda kurslar düzenlenmesinin bu konuda yararlı olacağı düşüncesindeyiz.
Objective: This study aims to determine the family physician’s level of awareness on vertigo. The approaches of family medical practitioners and ENT physicians on vertigo-diziness was determined, as well as the knowledge on most common vertigo-causing diseases and the diagnostic and therapeutic approaches of these diseases were contrasted.
Methods: 352 physicians including 160 ENT physicians and 192 family physicians were included in the survey study. This study was conducted in the form of an online survey using “google forms” open web page. The questionnaire study was completed by specialist physicians, lecturers and actively working medical residents with more than 1 year of professional experience. Participants were asked to fill in a 34-item questionnaire involving sociodermographic information, the definition of vertigo, the commonest vertigo-causing diseases, the treatment of these diseases and their willingness for educationon vertigo.
Results: Concerning the questionnaire item “what is the first disease that comes to mind when vertigo is mentioned?”, 95% of ENT physicians responded benign paroxysmal positional vertigo (BPPV) and 3% of them mentioned Meniere’s disease as their answer while 53% of the family physicians answered BPPV and 35% of them chose Meniere’s disease. 31% of ENT physicians and 63% of family physicians stated that they usually order blood tests to the patients presenting with vertigo complaint. The reply to the question “what is the basic treatment of BPPV” was repositioning maneuvers in 96% of ENT physicians and 71% of family physicians. The rate of performing repositioning maneuvers on patients with BPPV is 97% in ENT physicians and 29% in family medical doctors.
Conclusions: The most crucial conclusion of this study is that family physicians participating in the questionnaire need more education about the distinction between vertigo and dizziness and some fundamental points about peripheral vertigo-causing diseases. At this point, we think that organizing courses on vertigo for family physicians will be beneficial in this regard.

OLGU SUNUMU
10.
Kronik İshal ile Prezante Olan İnek Sütü ve Yumurta Alerjisi, Olgu Sunumu
Cow's Milk and Egg Allergy Presented With Chronic Diarrhea, Case Report
Sadiye Şener Çalışkan, Nurten Karataş
doi: 10.5222/tahd.2021.47955  Sayfalar 66 - 68
Süt çocukluğu döneminde geçmeyen ishal, besin alerjilerinin en sık başvuru şikayetlerinden bir tanesidir. Hasta öyküleri detaylandırılmadığında kolaylıkla gözden kaçabilmekte, genel gastroenterit tedavileri ile kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır.
Bu olgu sunumunda; geçmeyen ishal yakınması, demir eksikliği anemisi (DEA) ve büyüme gelişme geriliği (BGG) ile başvuran hastada tespit edilen inek sütü ve yumurta alerjisinden bahsedildi. Bu doğrultuda besin alerjilerinin kolaylıkla gözden kaçabildiğini ve birinci basamak hekimlerinin geçmeyen ishal yakınması ile başvurulan bebek ve çocuklarda besin alerjisini de ayırıcı tanıda düşünmeleri gerektiğini vurgulamak istedik.
Persistent diarrhea in infancy, is one of the most common complaints form of food allergies. When the patient's histories are not detailed, they can be easily overlooked and they are tried to be controlled with general gastroenteritis treatments. In this case report, cow's milk and egg allergy was mentioned which is detected by the symptoms of persistant diarrhea, iron deficiency anemia and growth retardation. In this respect, we aimed to emphasize that primary care physicians should evaluate food allergy in the differential diagnosis when they encounter infants and children with persistent diarrhea and growth retardation.

LookUs & Online Makale