ISSN 1303-6637 | e-ISSN 1308-531X
TURKISH JOURNAL OF FAMILY PRACTICE - Türk Aile Hek Derg: 25 (1)
Volume: 25  Issue: 1 - 2021
1.Cover

Page I

2.Advisory Board

Pages II - III

3.Contents

Page VI

4.Instructions for Authors

Pages VII - VIII

5.Editorial

Page IX

ORIGINAL RESEARCH
6.Assessment of the Skills of Using Inhaler Devices of the Patients with COPD and Asthma in Primary Health Care Centers
Vedat Arslan, Burcu Oktay Arslan, Mehmet Esat Özdemir
doi: 10.5222/tahd.2021.58077  Pages 1 - 8
GİRİŞ ve AMAÇ: İnhaler cihazların doğru kullanılması kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve astım yönetiminde oldukça önemlidir. Bu çalışmada; birinci basamak sağlık merkezlerine başvuran KOAH ve astım tanılı hastaların inhalasyon cihazı kullanım becerilerinin değerlendirilmesi ve doğru ve yanlış kullanım ile ilgili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Aile sağlığı merkezimize başvuran, KOAH ya da astım tanısı ile inhalasyon cihazı kullanan,18-80 yaş aralığında hastalar çalışmaya dâhil edildiler. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi ve inhalasyon cihazlarını kullanmaları istendi. İnhalasyon cihazı kullanma tekniği, inhalasyon cihazı kullanım beceri çizelgesine göre puanlandı ve beceri skoru elde edildi. Beceri skoruna göre kötü, orta ve iyi kullanım düzeyleri belirlendi. İnhalasyon cihazı, beceri skoru ve demografik özellikler arasındaki ilişki değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya 120 (62 erkek, 58 kadın) hasta dâhil edildi. Ortalama yaş 59±11,5 idi. Yüzde 51.7 hastanın KOAH, %48,3 hastanın astım tanısı vardı. Hastaların %56,7’si ölçülü doz inhaler (ODI), %20’si turbohaler, %20’si discus, %40,8’i kapsüllü kuru toz inhaler (aerolizer, handihaler, capsair, neohaler) kullanıyordu. İnhalasyon cihazı beceri skoru ODI için 4,4±2,77, turbohaler için 5,6±2,05, discus için 5,9±2,71 ve kapsüllü kuru toz inhalasyon (KKTI) cihazları içn 8±1,64 olarak belirlendi. ODI beceri skoru ile eğitim düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki izlendi (r=0,400, p=0,019). KOAH’lı hastalarda KKTI cihaz kul
TARTIŞMA ve SONUÇ: En sık kullanılan ancak en düşük kullanım beceri puanı alan cihaz ODI’dir. KKTI cihazları ise doğru teknikle kullanım oranı en yüksek cihazlardır. Birinci basamak sağlık merkezleri KOAH ve astım tedavi yönetiminde inhaler cihazların doğru teknikle kullanılması aşamasında daha etkin rol alabilirler. Birinci basamakta hastaların inhaler cihaz kullanım becerilerinin değerlendirilmesi ve gereğinde yeniden eğitim verilmesi, bu hastalıkların uzun dönem sonuçları üzerinde olumlu etkiler yaratacaktır.
INTRODUCTION: Proper use of inhaler devices is essential in the management of chronic obstructive pulmonary disease (COPD) and asthma. The aim of this study was to evaluate the inhalation device usage skills of COPD and asthma patients who admitted to the primary health care centers and try to figure out suggestions for good inhalation technique.
METHODS: Patients aged 18 to 80 years, who applied to primary health care center with the diagnosis of COPD and asthma and using inhaler devices were included in the study. Demographic data of the patients were recorded. Patients were asked to demonstrate the use of their prescribed inhaler devices. Inhaler technique was assessed by the inhaler device usage scoring system. Skill scores for each inhaler devices were calculated. The relation between inhaler device, inhaler device skill scores and demographic parameters were evaluated.
RESULTS: In total, 120 patients (62 male, 58 female) were included in the study. The mean age of the study population was 59±11.5. Fifty-one point seven percent of the patients had COPD and 48.3% had asthma. Of those 56.7% of the patients were using metered dose inhaler (MDI), 20% were using turbohaler, 20% were using discus and 40.8% were using dry powder inhalers (aerolizer,handihaler,capsair,neohaler). Average skill scores for inhaler devices were 4.4±2.77, 5.6±2.05, 5.9±2.71 and 8±1.64 for MDI, turbuhaler, discus and dry powder inhalers (DPI) respectively. There was a positive correlation between ODI skill score and education level (r=0.400, p=0.019). In patients with COPD, use of DPI was more frequent and the average score was higher than in patients with asthma. (p=0.003, p=0.002 respectively).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The inhaler device most used and has the lowest skill score was MDI. DPI was the devices with the highest rate of use with proper technique. Primary health care centers may play a more effective role regarding inhaler device use with proper technique in the management of COPD and asthma. Evaluating of the patients’ ability to use inhaler devices and retraining if necessary, will have positive impacts on the long-term outcomes of COPD and asthma.

7.The Evaluation of the Anxiety Towards Scientific Research Among the Medical Faculty Residents
Nilufer Emre, Tamer Edirne, Aysun Özşahin, Burak Arikan
doi: 10.5222/tahd.2021.36855  Pages 9 - 14
GİRİŞ ve AMAÇ: Mevcut tıbbi sağlık bakım sistemini iyileştirmek iyi bir araştırma kalitesi ile sağlanır ve bu tıp fakültesi öğrencilerinden başlayarak uzmanlık öğrencilerinin araştırmaya yönelik ilgilerini oluşturmakla başlanır. Öğrencilerin araştırmaya yönelik tutumlarını anlamak, araştırmaya yönelik olumsuz görüşlerini ele almak, kaygılarını değerlendirmek önemlidir. Bu çalışmada, bir üniversitesi hastanesinde görev yapan tıpta uzmanlık öğrencileri arasında bilimsel araştırmaya yönelik kaygı düzeylerini ve ilişkili olabilecek faktörleri değerlendirmek amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı tasarlanan bu çalışma Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında bir tıp fakültesinde görevli tıpta uzmanlık öğrencilerini kapsamaktadır. Araştırmaya katılanların sosyodemografik özellikleri sorgulandı ve araştırma kaygısını değerlendiren araştırmalara yönelik kaygı ölçeği uygulandı.
BULGULAR: Toplam 310 tıpta uzmanlık öğrencisinin katıldığı bu araştırmada, katılanların yaş ortalaması 28,3±2,6 yıl ve %49,0’u (n=152) kadındı. Tıpta uzmanlık öğrencilerinde bilimsel araştırmaya yönelik kaygı ölçeği ortalama puanı 33,37±9,27 idi ve cinsiyetler arası fark bulunmadı (p=0,666). Temel bilimlerde uzmanlık eğitimi alanların diğer bölümlerde uzmanlık eğitimi alanlara göre, iş yükünün orta-az olanların iş yükü fazla olanlara göre, ileride akademisyenlik düşünenlerin akademisyenlik düşünmeyenlere göre, asistanlık yaptığı bölümden memnun olanların çalıştığı bölümden memnun olmayanlara göre bilimsel araştırma yapmaya yönelik kaygı düzeylerinin anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p=0,023; p<0,001; p<0,001; p<0,001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada, tıpta uzmanlık öğrencilerinin çalıştıkları bölümün, çalışma koşullarının, memnuniyet durumlarının ve akademisyen olma isteğinin bilimsel araştırma yapma kaygısını etkilediği saptandı.
INTRODUCTION: Improving the current medical health care system is achieved by increasing the quality on research and this is managed by encouraging residents to develop interest in research beginning from the first years of the medical school. It is important to understand the attitudes of students and address their negative opinions for research, and to evaluate their anxiety. In this study, we aimed to assess the levels of anxiety related to scientific research and the factors that may be related to these factors among the residents working in a university hospital.
METHODS: This descriptive study covered all medical faculty residents working at a medical school between October and December 2019. The sociodemographic characteristics of all participants were questioned and all medical faculty residents completed an anxiety scale that assessment the level of anxiety for research
RESULTS: A total of 310 medical faculty residents were included in the study. The mean age of the participants was 28.3±2.6 years and 49.0% (n=152) of the participants were women. The mean score of the anxiety scale for scientific research in residents was 33.37 ± 9.27 and there was no difference between the participants in terms of gender (p = 0.666). The residents who were doing their residency on basic science compared to those working in other departments, those who had a less workload compared to those who had a more workload, those who thought of pursuing an academic career compared to those who do not think of becoming an academic, those who were satisfied with the department compared to those who were not satisfied with the department had a significantly lower level of anxiety for scientific research (p=0.023; p <0.001; p <0.001; p<0.001 respectively).
DISCUSSION AND CONCLUSION: A total of 310 medical faculty residents were included in the study. The mean age of the participants was 28.3±2.6 years and 49.0% (n=152) of the participants were women. The mean score of the anxiety scale for scientific research in residents was 33.37 ± 9.27 and there was no difference between the participants in terms of gender (p = 0.666). The residents who were doing their residency on basic science compared to those working in other departments, those who had a less workload compared to those who had a more workload, those who thought of pursuing an academic career compared to those who do not think of becoming an academic, those who were satisfied with the department compared to those who were not satisfied with the department had a significantly lower level of anxiety for scientific research (p=0.023; p <0.001; p <0.001; p<0.001 respectively).

8.Awareness of the pregnancy planning women about relationship between BMI, Obesity and Pregnancy
Emrah Ersoy, Esra Saatci, Cüneyt Ardiç
doi: 10.5222/tahd.2021.00719  Pages 15 - 20
GİRİŞ ve AMAÇ: Gebelik planlayan kadınların, obeziteyi saptamakta kullanılan geleneksel yöntem olan beden kitle indeksi (BKİ) kavramı hakkında ve obeziteye bağlı gebelik komplikasyonları hakkında yeterli bilgi sahibi olmaları, obeziteye bağlı gebelik komplikasyonlarında azalma sağlayabilir. Bu çalışmada, gebelik planlayan kadınların BKİ ve obeziteye bağlı oluşan gebelik riskleri hakkındaki bilgi düzeylerinin saptanması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu kesitsel çalışmada, Haziran-Ağustos 2020 tarihleri arasında Fındıklı Bölge Guatr Araştırma ve Tedavi Merkezi Aile Hekimliği Polikliniği’ne başvuran 18-45 yaş arası gebelik planlayan toplam 211 evli kadın ele alınmıştır. Sosyodemografik özellikler anketi, BKİ bilgi düzeyi ve obezitenin gebeliğe etkileri hakkında sorular içeren ölçekler yüz yüze yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır.
BULGULAR: Katılımcıların (n=211) yaş ortalaması 31,7 ± 5,9 yıldır. Katılımcıların %40,3’ü (n=85) gebelik öncesi danışmanlık aldığını belirtmiştir ve %37,4’ünün (n=79) BKİ 25 ile 29.9 arasındadır. Katılımcıların BKİ ölçeği ortalama puanları 5 üzerinden 0,99 ± 0,69 olup prekonsepsiyonel bakım alanların ortalama BKİ puanları, almayanlara göre anlamlı olarak yüksektir (p=0,01). Katılımcıların ‘morbid (aşırı) obez bir kadında gebelikte oluşabilecek her bir komplikasyon için ‘yüksek’ veya ‘çok yüksek’ risk düzeyi’ belirtmiş olanların ortalama BKİ puanları anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Katılımcıların morbid (aşırı) obez bir kadının gebelikten önce kilo vermesi durumunda gebelikte oluşabilecek her bir komplikasyon için ‘daha düşük’ veya ‘çok daha düşük’ risk düzeyi’ belirtmiş olanların ortalama BKİ puanları anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda gebelik planlayan kadınların BKİ bilgi düzeylerinin düşük olduğu ve obezitenin gebeliğe etkileri ve olası komplikasyon risklerinin farkındalığının yeterli düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Aile hekimlerinin, hastaları ile BKİ kavramı hakkında konuşmaları, kişilerin kendi kilolarını gözden geçirmeye olanak sağlayacağı gibi obezite yönetiminde veya obeziteyi önlemede etkili olacak, gebelik planlayan kadınların obezitenin risklerine ait farkındalıklarını arttıracaktır.
INTRODUCTION: Adequate knowledge about body mass index (BMI), which is a traditional method of measuring obesity, and about obesity-related pregnancy risks will possibly decrease obesity-related pregnancy complications in women contemplating pregnancy. In this study, we aimed to determine knowledge levels of women contemplating pregnancy about BMI and pregnancy risks related with obesity.
METHODS: In this cross-sectional study, our sample was 211 married women age 18 to 45 years old who visited a family physician in Fındıklı Center of Goitre Research and Treatment between June to August 2020. Patients completed the questionnaire including sociodemographic data, questions about BMI and questions about effects of obesity on pregnancy via the face-to-face interview method. The data was analyzed using statistical analysis program.
RESULTS: The mean age of participants (n=211) was 31.7 ± 5.9 years. Of the participants, 40.3% (n=85) stated that they received pre-pregnancy counseling and 37.4% (n=79) had BMI score between 25 to 29.9. The mean BMI knowledge score of participants was 0.99±0.69 out of 5, and the mean BMI knowledge score of participants who received preconceptional counselling was significantly higher than those who did not (p=0.01). The mean BMI knowledge score of participants who stated 'high' or 'very high' risk level for each complication during pregnancy of a morbid obese woman was significantly higher than those of the remaining groups (p<0.05). In case of that a morbid obese woman loses weight before pregnancy, the mean BMI knowledge score of participants who stated 'lower' or 'much lower' risk level for each complication during pregnancy significantly higher than those of the remaining groups (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, we determined women who contemplating pregnancy had inadequate BMI knowledge levels, but had adequate awareness about effects of obesity on pregnancy and potential pregnancy risks related obesity. The conversation of family physicians about BMI with their patients will ensure them to realise their own weight as well as effective prevention and management of obesity, and will increase awareness of women contemplating pregnancy about obesity related pregnancy risks.

9.Men’s Marital Adjustment and Violence against Female Partners in Couples Applying for Infertility Treatment
Elif Can Halıcı, Esra Saatci
doi: 10.5222/tahd.2021.19483  Pages 21 - 27
GİRİŞ ve AMAÇ: İnfertilite tıbbi, psikiyatrik, psikolojik ve sosyal sorunları beraberinde getiren, kültürel, dinsel ve sınıfsal yönleri olan, bireye spesifik, çiftlerde strese yol açan, toplumsal etiketlenmeyle sonuçlanan, cinsellikle ilgili başarısızlık, yetersizlik duyguları yaşanmasına neden olan, yaşamı değiştiren bir deneyimdir. İnfertilitede, şiddeti tetikleyen veya artırabilecek pek çok faktör bulunmaktadır. Aile kurumunun en temel fonksiyonlarından biri olan neslin devamını sağlamada başarısız olan çiftler, evlilik ilişkilerinde de olumsuzluklar yaşarlar. Bu çalışmada amaç,infertilite tedavisi için başvuran çiftlerde erkeğin eşine uyguladığı şiddeti belirlemek ve bu çiftlerde erkeğin evlilik uyumunu değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma evrenini, Haziran -Ekim 2017 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı İnfertilite Polikliniği’ne başvuran çiftlerden 286 erkek oluşturmaktadır. Araştırmada tarafımızca oluşturulan 18 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 31 sorudan oluşan Yeniden Gözden Geçirilen Çatışma Taktikleri Ölçeği-2’den yararlanılarak Dönmez ve arkadaşları tarafından hazırlanan ölçek ve 15 sorudan oluşan Evlilik Uyum Ölçeği kullanılarak toplanan veriler kodlanarak bilgisayara girilmiş ve SPSS 20.0 istatiksel analiz programı aracılığıyla değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Araştırmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 34,79±7,24 yıl olup ortalama evlilik süresi 5,87±4,86 yıl, ilk evlilik yaşı ortalaması 26,33±5,09 yıl olduğu bulunmuştur. Yeniden Gözden Geçirilmiş Çatışma Taktikleri Ölçeği-2 sonucuna göre katılımcıların %93,4’ü eşlerine şiddet uygulamaktadır. Çalışmamıza katılan erkeklerin uyguladıkları genel şiddet ile mevcut sosyodemografik veriler arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çocuk sahibi olma ve sigara ile fiziksel ve cinsel şiddet arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Ekonomik şiddet ise eş çalışma durumu ve aile tipi ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Evlilik Uyum Ölçeği sonucuna göre katılımcıların %80,4’ünde evlilik uyumunun olduğu bulunmuştur. Çalışma durumu, daha önce infertilite tedavisi alma durumu ve kaçıncı evlilik olduğu gibi sosyodemografik değişkenlerle evlilik uyumu arasında anlamlı ilişki saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamıza katılan infertil çiftlerden erkeklerin eşlerine şiddet uyguladığı ve en sık uygulanan şiddet türünün psikolojik şiddet olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan infertil çiftlerde erkeklerin büyük çoğunluğunun evlilik uyumunun olduğu ve infertiliteden bu açıdan etkilenmedikleri sonucuna ulaşılmıştır.
INTRODUCTION: Infertility is a life-changing experience that brings with it medical, psychiatric, psychological, and social problems, with cultural, religious, and social aspects, individual-specific, leadings to stress in couples, resulting in social labeling, sexual dysfunction. Many factors can trigger or increase the severity of infertility. Couples failing to achieve one of the basic functions of the family institution, also experience negativities in marriage. This study aimed to determine the severity of violence by men to his partner and the marital adjustment level in men in couples applying for infertility treatment.
METHODS: The study population consisted of 286 men from the couples applying to Cukurova University Faculty of Medicine, Department of Obstetrics and Gynecology, Infertility Outpatient Clinic June -October 2017. The data was collected using the Sociodemographic Data Form, Conflict Tactic Scale-2, Marital Adjustment Scale. Data analyzed using SPSS 20.0 Statistical analysis program.
RESULTS: The mean age of men was 34.79±7.24 years, the mean duration of marriage was 5.87±4.86 years and the mean age at first marriage was 26.33±5.09 years. Of the participants, 93.4% were violent against their spouses based on the Conflict Tactics Scale-2 results. There was no significant relationship between the overall violence by men and any of the sociodemographic data. Marital Adjustment Scale revealed that there was a marital adjustment in 80.4% of men. A significant relationship was found between marital adjustment and sociodemographic variables including occupation, previous infertility treatment, and marital status.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The men practiced violence against their wives and that the most common type of violence was psychological violence. In infertile couples, the majority of men had good marital adjustment and they did not seem to be affected by infertility.

10.What Has Changed in 20 Years in Abdominal Wall Hernia Repairments Performed in Two Hospitals in Adana?
Mehmet Murat Şahin, Feyzi Kurt, Didem Adahan, Sitem Merve Şahin, Ömer Uluçay
doi: 10.5222/tahd.2021.52724  Pages 28 - 33
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, Adana ilinde iki büyük hastanenin genel cerrahi kliniğinde yapılan ameliyatların kayıtları incelenerek karın duvarı fıtık onarımları ile ilgili son yirmi yıldaki gelişmelerin değerlendirilmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikteki çalışma iki aşamada gerçekleştirildi. Birinci aşamada 01.01.1999-31.12.1999 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, ikinci aşamada ise ilkinden 20 yıl sonra 01.01.2019-31.12.2019 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Adana Seyhan Devlet Hastanesi’nde yapılan karın duvarı fıtık onarımları retrospektif olarak değerlendirildi. Vakaların yaş, cinsiyet, fıtık tipi, fıtığın tek ya da çift taraflı olması, ameliyatın acil ya da elektif yapılması, nüks gelişip gelişmemesi durumu, uygulanan ameliyat tekniği ve kullanılan mesh tipi kaydedildi ve karşılaştırıldı.
BULGULAR: Araştırmanın ilk aşamasında 379 vakaya 391 çift taraflı onarım yapıldı. Hastaların yaş ortalamaları 49,0(±3,7) yıl olup %62,2'si(n=263) erkekti, %41,4'ü(n=157) 45-64 yaş grubundaydı. En fazla görülen fıtık tipi %72,0(n=273) ile inguinal herni idi ve bu oran erkeklerde kadınlara göre 7,8 kat daha fazlaydı. En sık uygulanan ameliyat tekniği Bassini onarımı(% 42,4, n=166) idi.
Araştırmanın ikinci aşamasında 1680 vakaya 1719 çift taraflı onarım yapıldı. Hastaların yaş ortalamaları 49,4(±3,3) yıl olup %65,9’u(n=1107) erkekti, %48,6’sı(n=816) 45-64 yaş aralığındaydı. En fazla görülen fıtık tipi %50,4(n=848) ile inguinal herni idi ve bu oran erkeklerde kadınlara göre 16,6 kat daha fazlaydı. En sık uygulanan ameliyat tekniği Prolene Mesh Herniorafi(%73,1, n=1257) idi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Son 20 yılda karın duvarı fıtıklarında cerrahi onarım tekniklerinin çok değiştiği, Bassini, Shouldice, Halsted, McVay gibi tekniklerin yerini daha az nüks, daha az kronik ağrı ve daha hızlı iyileşme süresi sağlayan prostetik mesh ve laparoskopik onarımların aldığı saptandı.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the developments in the last 20 years regarding abdominal wall hernia repairments by examining the surgery records performed in the General Surgery Clinics of two large hospitals in Adana.
METHODS: This cross-sectional and descriptive study was conducted in two stages. In the first stage, abdominal wall hernia repairments performed in Adana Numune Training and Research Hospital between 01.01.1999-31.12.1999 were analyzed. In the second stage, operations performed in Adana Seyhan State Hospital between 01.01.2019-31.12.2019 were analyzed by using medical records. The following parameters were compared for 1999 and 2019: age, gender, type of hernia, being unilateral or bilateral, emergency or elective operation, recurrence constellation, operation technique and type of mesh.
RESULTS: In the first stage of the study, 391 operations were performed with bilateral repairs on 379 cases. The mean age of the patients was 49.0(±3.7) and median was 43 years, 62.2%(n = 263) were male, 41.4% (n = 157) were between 45-64 years of age. The most common type of hernia was inguinal hernia with 72.0%(n = 273) and the rate was 7.8 times higher in male than in female. The most common surgical technique was Bassini repair(42.4%, n = 166).
In the second stage of the study, 1719 operations were performed with bilateral repairs on 1680 cases. The mean age of the patients was 49.4(±3.3) and median was 51 years, 65.9%(n = 1107) of them were male, 48.6%(n = 816) were between 45-64 years of age. The most common type of hernia was inguinal hernia with 50.4%(n = 848) and the rate was 16.6 times higher in male than in female. The most common surgical technique was Prolene Mesh Hernioraphy(73.1%, n = 1257).

DISCUSSION AND CONCLUSION: In the last 20 years, it was determined that surgical repair techniques in abdominal wall hernias have changed a lot, and techniques such as Bassini, Shouldice, Halsted, McVay have been replaced by prosthetic mesh and laparoscopic repairs that provide less recurrence, less chronic pain and faster recovery time.

LETTER TO THE EDITOR
11.The Nameless Warriors of Filiation
Hülya Parıldar
doi: 10.5222/tahd.2021.43531  Pages 34 - 36
Abstract | Full Text PDF

NEWS
12.A young look at 2020
Halil Volkan Tekayak, Süheyla Atalay Kahraman, Demet Yılmaz, Ali Ozturk, Ikbal Humay Arman, Rabia Eroglu Kilac
Page E1
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale